SANA YAPILMASINI İSTEMEDİĞİN HİÇ BİR ŞEYİ BAŞKASINA YAPMA...

Bağlanmayacaksın – Can Yücel

Şubat 25, 2009 by admin  
Filed under Hayata Dair, Tüm Yazılar

Bağlanmayacaksın

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o’nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak…

CAN YÜCEL

Ankara Türk Dünyası Müzik Topluluğu Konseri

Şubat 19, 2009 by admin  
Filed under Hayata Dair, Müzik, Tüm Yazılar

photo-0001.jpgŞirketteki bir arkadaşım vasıtasıyla haberdar oldum bu topluluktan. O kadar heyecanlı bir şekilde anlattı ki merakımı celbetti doğrusu. Ardından topluluk tarafından verilecek bir konserin etkinlik haberini iletti sağolsun. Henüz her yeri tam öğrenmemiş biri olarak beraberce gittik konsere. Konser Devlet Resim Heykel Müzesinin konser salonundaydı. Yerimizi aldığımızda salonun büyük bir kısmı dolmuştu. Bu sırada salonu incelemeye koyuldum ben. Altın rengi süslemeler ile tek kelime ile muhteşem bir manzaraydı. Cep telefonun kamerası ile yetenekleri ölçüsünde fotoğrafını çekmeye çalıştım bu manzarının.

Ve konser başladı. Yöresel kıyafetleri içerisinde önce saz sanatçıları, ardından solistler ve son olarak koroyu yönetecek olan şef Savaş DEMİRAL sahnedeki yerini aldı.  İlk durak Azerbaycan. Kemança,  kopuz, kaval, garmon, kanun, bağlama, tar, ud, lavta, zil, bendir, tef ve davuldan çıkan melodilerin mükemmel uyumu ile salonu dolduran o müthiş armoni, günlük hayatta bilgisayar ortamında hazırlanmış tekdüze melodilerle kirlenmiş olan kulakların pasını alıp götürdü. 

 

photo-0006.jpgAzerbaycan ardından yolumuz İdil-Ural’a düştü, müziğin tınısı başka bir tat bıraktı kulaklarda. Ve sırayı önce Kerkük , sonra Özbekistan, Çuvaşistan, Türkmenistan ve Kırım izledi.  Anadolu’ya döndük. Tam bitti diye üzülürken, yolculuğumuza  Rumeli ile devam ettik. Ferya BAŞEL’in o inanılmaz sesiyle Tuva’daydık.

Konser ortasında bir sürpriz ile karşılaştık. Ahmet Yesevi Üniversitesi’nden bir grup güzel gösterileri ile eşlik ettiler.  İki konuk sanatçı birer şarkı ile katıldılar koroya. Ve bu inanılmaz yolculuk yine bir Anadolu türküsü ile sonlandı. Geride ise kulaklarımda hala devam eden o güzel armoni kaldı.

Bir sonraki konser 19 Mart 2009 tarihinde yine bu salonda gerçekleştirilecek ve üstelik etkinlik ücretsiz olacak. Ankara’da olup da gitmek isteyenlere duyurulur. Ankara Türk Dünyası Müzik Topluluğu ile iletişime aşağıdaki iletişim bilgilerini kullanarak geçebilir, e-posta adresinizi topluluğa bildirerek gerçekleştirilicek olan etkinliklerden haberdar olabilirsiniz.

Ankara Türk Dünyası Müzik  Topluluğu

AKM Hipodrom, Ankara

Tel: 0 312 384 11 94

Fax: 0 312 384 11 93 

Akademik Bilişim 2009 Ardından

Şubat 15, 2009 by admin  
Filed under Hayata Dair, Tüm Yazılar

ab09_afis.jpgBu yıl Akademik Bilişim Konferansı Şanlıurfa Harran Üniversitesi’ndeydi. Etkinliğin memleketimde gerçekleştirilmiş olması benim için ayrıca bir gurur kaynağı oldu. Etkinlik ve etkinliğin gerçekleştiridiği ortamda her şey yerli yerindeydi. Emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunarım. Bu etkinlik Şanlıurfa tanıtımı için oldukça önemli bir fırsattı ve iyi değerlendirildiğini düşünüyorum.

İnsanların akıllarında daha önce de şahit olduğum gibi bir önyargı mevcuttu. Özellikle televizyon ekranlarında Şanlıurfa’yı temsil ettiğini düşünen bir çok kendini bilmez insancık nedeniyle ziyaretçilerde bir negatif düşünce vardı ilk gün. Elimden geldiği kadar daha önceki etkinliklerden tanıştığım insanlara Urfa ile ilgili bildiklerimi aktarmaya çalıştım. Gezilecek, yemek yenilebilecek yerler ile alışveriş yapılabilecek mekanlar hakkında fikir vermeye çalıştım. İnsanları Balıklıgöl ve Urfa kalesi dışında tarihi han ve çarşıları gezebilmeleri için yönlendirmeye çalıştım. İkinci ve üçüncü gün ile birlikte insanlara şehrimizi nasıl bulduklarını sordum. Ve konuştuğum herkesten beklediğim cevapları aldım. “Beklediğimin çok çok üstünde bir şehir.”

Bir başkası “Gelmeden önce aklımda bazı soru işaretleri vardı. Ama şu andan itibaren hiçbiri kalmadı” dediler. Çünkü televizyon ekranlarına hep negatif haberlerde duymaya başlamışlardı güzel şehrimi. Ya dizi setini basıp adam dövmeler, ya töre cinayetleri yada devlet içinde devlet olmaya çalışan topluluklar ile ilgili çıkan haberler yüzünden güzel şehrime farklı gözle bakılıyordu.

Urfa ile ilgili birçok soruya muhatap oldum. Nerde yemek yenir? Nereler gezilir? Sıra gecesi nedir? Mırra nerede içilir nasıl yapılır? Ama  insanların en fazla sordukları sorulardan biri hem bayanlar hem de erkekler tarafından kullanılan eflatun renkli tülbentlerin herhangi bir anlam ifade edip etmediği idi. Cevap satıcılardan birinden geldi: “Abi bu sene moda renk bu”.

Çok sık gitmemekten ve dokuz yıl şehir dışında yaşamaktan olsa gerek, bazı mekanların isimlerini bile zor hatırlar olmuşum. Daha önce de söz etmiştim. Hem ben şehire hem de şehir bana yabancılaşmıştı sanki. Meydanların isimlerini karıştırır olmuşum. Arkadaşları gezdirirken Arap meydanının ve Beykapısının isimleri bir türlü gelmedi aklıma. Zaten gittiğimiz mekanlarda benimle birlikte olan arkadaşların içinde benim Urfalı olduğuma bile inanmadı bir çok esnaf ve bana da yabancılara gösterdikleri alakayı ve ilgiyi gösterdiler bu gidişimde.

Urfa ile ilgili en büyük gözlemim ise şehir gittikçe güzelleşmiş, ama bununla birlikte maalesef insan kirliliğine maruz kalmış. Ama herşeye rağmen  Urfa o manevi, rahatlatıcı havasından bir şey kaybetmemiş. Turizm açısından önü açık bir şehir Urfa ve gidilip görülmesi gereken bir yer. Burdan Urfa’nın yetkililerine sesleniyorum. Lütfen Urfa’mızın doğru kişiler tarafından doğru bir şekilde temsil edilmesi ve tanıtılması için gerekli olan tedbirleri alın. Alın ki güzel şehrim güzellikleri ile yer etsin insanların hatıralarında, anılarında.

Metro Turizm: Bir Daha Asla Kullanmayacağım Turizm Şirketi…

Şubat 15, 2009 by admin  
Filed under Hayata Dair, Tüm Yazılar

metro.gifBu yıl memleketim olan Şanlıurfa’da gerçekleştirilen Akademik Bilişim Konferansına katılmak üzere Ankara’dan Şanlıurfa istikametinde bilet almam gerekliydi.  Şanlıurfa’nın memleketim olması nedeniyle az çok firmalar hakkında tecrübe sahibiydim. Metro Turizmin de bu yöne seferler başlattığını duyunca rahat bir yolculuk yapmak adına biletimi burdan almaya karar verdim. Hem daha önce yaşadığım koltuğumun bir başkasına satılması, zamanında başlamayan seferler, köy postası gibi biletsiz her yerden yolcu alma gibi hoşuma gitmeyen durumlarla karşılaşmamak istemem, hem de yolcuya karşı tavır ve davranışlarında daha nezaketli personel çalıştırdıklarını düşünmem bu firmayı seçmemde önemli rol oynadı.

Ben bu rahatlıkla yolculuk akşamı AŞTİ’de yolculuğuma başlamak üzere son hazırlıkları yaparken sefer saati gelmiş hatta geçmeye başlamıştı. Ama maalesef ortada henüz otobüs görünmüyordu. Yaklaşık 20 dakikalık bir geçikme sonucunda otobüsümüz perona yanaştı. 10 dakika da burada mola vereceğini öğrendiğimiz otobüsümüz seferine ancak 30 dakika sonra başlayabilmişti. Bunu atlattıktan sonra en büyük şoku hostun biletimi istemesiyle yaşadım. “Bileti ver!” şeklindeki mafya ağzı ile emri vaki bir şekilde bilet istemesi tahammül sınırlarını zorluyordu. Yine sakin olmaya çalıştım. Herhalde adama ters bir hareket yaptık ondan böyle davranıyor demeye kalmadı ki, arka sırada başka bir yolcu ile ağız dalaşına girdiğine şahit oldum. O zaman problemin hosttan kaynaklandığını anladım.

Yolculuğum şimdiden çekilmez bir hal almıştı. Bu hareket yetmiyormuş gibi, sevgili Metro Turizm yoldan köy postası gibi biletsiz yolcu toplamaya başladı. Yine hayal kırıklığına uğradım. Bu halde Adana’ya kadar geldik. Adana’ya girdiğimizde gece saat 03:00 civarıydı ve otobüsümüz otogara girmeden bir benzinlikte Adana’ya gidecek yolcuları indirecekti.  Bu sırada otobüsteki yolcuların bir çoğu kimbilir kaçıncı rüyalarını görüyorlardı. Gördüğüm kadarı ile bir servis hazır bekliyordu.  Host tarafından otobüse binmemizin ardından, saygısız bir şekilde biletlerimiz alınıp kontrollerden sonra tek tek nerede ineceğimiz sorulup not edilmesine rağmen otobüs içerisinde yüksek bir sesle “Adana yolcusu kalmasın. Sonra Antep’de Urfa’da Adana’da inecektim. Yok ben duymadım demeyin anlamam.” şeklinde aklınca sorumluluğu üzerinden attıktan sonra yolculuğumuza devam ettik. Alınan notlara göre Adana’da inmesi gereken yolcu sayısı 5 iken sadece 4 kişi inmişti. O notlar nasıl alındıysa inecek olan 5. yolcu bulunamıyordu. Adana çıkışında inecek olan 5. yolcu gecenin o saatinde doğal olarak uyuduğundan bu duyuruyu duymamış olsa gerek uyanmış ve Adana ‘da ineceğini hosta iletti. Tabi bununla birlikte sevgili hostumuz yolcunun üstüne yürümeye başladı ve ben bağırdığımda niye ses çıkarmadın diye de üste çıkmaya çalıştı. Her neyse gecenin o saatinde hiç bir ulaşım aracının geçmediği bu ıssız yerde son yolcuyu da indirdiler. O yolcuya ne oldu bilmiyorum ama benim başıma gelseydi herhalde mahkemeye verirdim.

Tüm bu iğrenç yolculuk sonunda memleketime ulaştım ve ilk iş olarak yaşadığım tüm bu süreci, sefer numarası ve otobüsün plakası ile birlikte Metro Turizmin müşteri hizmetlerine bildirdim. “Konuğumuzsunuz…” sloganıyla yola çıkan bu firmadan henüz bir yanıt gelmiş değil. Ben de bundan böyle doğu ve batıya göre ayrı anlayış ile hizmet veren bu firmayı protesto etmek amacıyla bir daha bu firmayı yolculuklarımda kullanmayacağım ve elimden geldiği kadar da yakınlarımı bindirmemeye çalışacağım. Bu süreci ayrıca mail listelerine de göndereceğim.

Bir Pazar Günü Anatomisi

Şubat 8, 2009 by admin  
Filed under Hayata Dair, Tüm Yazılar

Soğuk ve yağmurlu bir güne gözlerimi açtım bugün. Ama dünden beri niyetlendiğim 100. yıl – Kızılay arasındaki yürüyüş maceramı gerçekleştiricektim. Yağmurun hafiflediğini düşündüğüm bir anda kendimi sokağa attım ve düştüm yollara. İlk yirmi dakika boyunca çişeleyen yağmura bir de rüzgar eklenince planda değişiklik yapmak bir zorunluluk haline geldi. Ahmet ile planımız benim yürüyüşü tamamlamamın ardından Kızılay’ da buluşmaktı. Bunun yerine bu seferki yürüyüş güzergahını Bahçeli’de sonlandırmak üzere karar değiştirdim. Pazar gününün tatil günü olması ve bunun üstüne yağan yağmur sokaktaki insan varlığı üzerinde negatif bir etki yapmış olmalı ki kimsecikler görünmüyordu benden başka. Bazı dükkanlarda açılmak üzere tezgahlar düzenlenirken, yoldan tek tük geçen dolmuş ve arabalar bu sessizliğe karşı ani saldırılarda bulunuyorlardı.

Bahçeli 7.Cadde üzerinde yürürken yağmur da hızını artırmıştı. Ayaklarımın düşüncesizce götürdüğü kafenin birinin önünde durdum. Dışarıdan bakıldığında içeride kimsenin olmadığı izlenemi veren, ışıklar yanmasa kapalı olduğu düşünülebilecek kafenin kapısından içeri girdiğimde bir grup insanın meraklı, ve bir o kadar da rahatsız edici bakışları altında eziliverdim birden. Açık olup olmadığını teyit ettiğim kafenin dışarıyı görecek şekilde cam kenarında bir masayı gözüme kestirerek oturdum ve kahvaltı siparişimi verdim. Kahvaltımın ardından biraz oyalındıktan sonra Ahmet ile buluşurak Beşevler tarafında masa tenisi oynayabileceğimiz başka bir kafeye gitmek üzere ayrıldık. Yaklaşık bir saatlik bir maçın ardından, yine yürüyerek Armada’ya kadar geldik.

Yemek yemek üzere karar vermeye çalışırken, gözümüze İzmir kumru satan bir restorant ilişti. İkimizde her ne kadar İzmir’de yapılan kumru kadar güzel olmasa da en azından denemek üzere birer kumru siparişi verdik. Yemek ardından Ahmet’in eve gitmek istemediğini fark ettim ve onun teklifi üzerine Bilkent’de bowling oynamak üzere yine yola koyulduk. Tabi ki araç ile gerçekleştirdiğimiz yolculuk ardından tek bir bowling maçı gerçekleştirdik.

Maç bitiminde bu uzun yorucu ama bir o kadar güzel günün ardından evde birer yorgunluk çayımızı içtik, kendisini eve uğurladıktan sonra yarın için hazırlık yaptım. Şimdi de bu yorgunluğun üzerine güzel bir uyku çekmek için gözlerim yatağımı arıyor. 100 .yıl- Kızılay hattındaki yürüyüş mü? Artık bir sonraki hafta sonuna inşallah.

Gerçeküstü Çizimler

Şubat 5, 2009 by admin  
Filed under Hayata Dair, Tüm Yazılar

Her biri birbirinden güzel ve özel çizimler. Tek kelime ile mükemmeller…