Ankara Türk Dünyası Müzik Topluluğu Konseri
Şubat 19, 2009 by admin
Filed under Hayata Dair, Müzik, Tüm Yazılar
Şirketteki bir arkadaşım vasıtasıyla haberdar oldum bu topluluktan. O kadar heyecanlı bir şekilde anlattı ki merakımı celbetti doğrusu. Ardından topluluk tarafından verilecek bir konserin etkinlik haberini iletti sağolsun. Henüz her yeri tam öğrenmemiş biri olarak beraberce gittik konsere. Konser Devlet Resim Heykel Müzesinin konser salonundaydı. Yerimizi aldığımızda salonun büyük bir kısmı dolmuştu. Bu sırada salonu incelemeye koyuldum ben. Altın rengi süslemeler ile tek kelime ile muhteşem bir manzaraydı. Cep telefonun kamerası ile yetenekleri ölçüsünde fotoğrafını çekmeye çalıştım bu manzarının.
Ve konser başladı. Yöresel kıyafetleri içerisinde önce saz sanatçıları, ardından solistler ve son olarak koroyu yönetecek olan şef Savaş DEMİRAL sahnedeki yerini aldı. İlk durak Azerbaycan. Kemança, kopuz, kaval, garmon, kanun, bağlama, tar, ud, lavta, zil, bendir, tef ve davuldan çıkan melodilerin mükemmel uyumu ile salonu dolduran o müthiş armoni, günlük hayatta bilgisayar ortamında hazırlanmış tekdüze melodilerle kirlenmiş olan kulakların pasını alıp götürdü.
Azerbaycan ardından yolumuz İdil-Ural’a düştü, müziğin tınısı başka bir tat bıraktı kulaklarda. Ve sırayı önce Kerkük , sonra Özbekistan, Çuvaşistan, Türkmenistan ve Kırım izledi. Anadolu’ya döndük. Tam bitti diye üzülürken, yolculuğumuza Rumeli ile devam ettik. Ferya BAŞEL’in o inanılmaz sesiyle Tuva’daydık.
Konser ortasında bir sürpriz ile karşılaştık. Ahmet Yesevi Üniversitesi’nden bir grup güzel gösterileri ile eşlik ettiler. İki konuk sanatçı birer şarkı ile katıldılar koroya. Ve bu inanılmaz yolculuk yine bir Anadolu türküsü ile sonlandı. Geride ise kulaklarımda hala devam eden o güzel armoni kaldı.
Bir sonraki konser 19 Mart 2009 tarihinde yine bu salonda gerçekleştirilecek ve üstelik etkinlik ücretsiz olacak. Ankara’da olup da gitmek isteyenlere duyurulur. Ankara Türk Dünyası Müzik Topluluğu ile iletişime aşağıdaki iletişim bilgilerini kullanarak geçebilir, e-posta adresinizi topluluğa bildirerek gerçekleştirilicek olan etkinliklerden haberdar olabilirsiniz.
Ankara Türk Dünyası Müzik Topluluğu
AKM Hipodrom, Ankara
Tel: 0 312 384 11 94
Fax: 0 312 384 11 93
Kulakta Tatlı Bir Tını
Ağustos 25, 2008 by admin
Filed under Hayata Dair, Müzik, Tüm Yazılar
Şu sıralar Göksel Baktagir dinliyorum. Henüz duymayanınız yada dinlemeyeniniz var ise şiddetle tavsiye ederim. İlginç bir tınısı var müziklerinin. İnsanın ruhunu dinlendiren bir tını bu. Dinlerken kendinizi başka bir zamanda başka bir alemde buluveriyorsunuz. Abarttığımı düşünebilirsiniz ama yargılamadan önce dinleyin derim ben. Özellikle Hayal Gibi albüm serisi tek kelime ile muhteşem. Bu serinin her albümünden birer örneğini dinletmek ve bunu sadece henüz tanışmamış insanlar var ise tanışsın ve bu güzel tınının farkına varsın istiyorum. Aşağıdaki linklerden üç farklı eserini indirebilirsiniz
- Hayal Gibi-1 (Boğaziçi) – Nostalji
- Hayal Gibi-2 (Hatıra Defteri) – Masum Aşk
- Hayal Gibi-3 (Aşk Masalı) – Sevda Yolları
Kendisi hakkında bilgilere de http://tr.wikipedia.org/wiki/Göksel_Baktagir ve http://yannaubertagency.com/artists/baktagir/ adreslerinden ulaşabilirsiniz.
Düğün Dernek
Temmuz 13, 2008 by admin
Filed under Hayata Dair, Müzik, Tüm Yazılar
Yaşlanıyorum galiba. Nerden mi biliyorum? Yooo tahmin ettiğiniz gibi ne alnımda beliren açılmadan, ne de göz kapaklarımın altındaki çizgilerin derinliğinden. Yaşlanıyorum çünkü daha düne kadar düğünlere ailem tarafından zorla götürülen bir çocukken kendi yaşıtlarımın düğünlerine katılıyorum artık. Evlenen çiftlerin yerine kendimi koyuyorum ve içimi enterasan hisler kaplıyor her seferinde. Hele ki erken davranıp daha önceki yıllarda evlenen arkadaşlarımın çoluk çocuğa karıştıklarını öğrenince daha bir garip oluyorum. Sanmayin ki arkadaşlarımı kıskanıyorum. Tam tersine, onların bu mutluluklarını paylaşmak inanılmaz derecede keyifli. Fakat her katıldığım düğün merasimi, aldığım her çocuk haberi beni o acımasız gerçekle yüz yüze getiriyor. Yaşlanıyorum kabul etmek istemesem de.
Bugün yine o merasimlerinden birine katılıyorum. Her merasimin bana kattığı tecrübeler ile daha bir farklı bakıyorum merasim sırasında gelişen olaylara. Mesela bugün düğün merasiminin nasıl bir fabrikasyona dönüştüğünü gördüm. Bir üretim süreci gibi. Bir kapıdan salona alınan davetliler tören salonuna ayrı kapıdan giren çift ile birleşerek, bir ömür boyu sürmesi dilekleri ile mutluluğun aktini imzalıyorlar ve ne enterasandır ki bu ömürlük anlaşmanın imzalanması sadece üç dakika sürüyor. Evet sadece üç dakika. Ardından hemen takı salonuna alınan davetliler ve çift henüz diğer çiftin takı merasiminin bitmemesi üzerine biraz bekletiliyor. Bu süre içerisinde nikah salonunda yeni bir çift ve bu çiftin davetlileri yerlerini almış oluyorlar zaten. Yani üretim durmaksızın aksamadan devam ediyor. Birden kulağımda güvenlik görevlisinin sesi yükseliyor. “Kapıları kapatın!” Nasıl yani diyorum arkadaşa. Sanırım takı takamayan dışarı çıkamıyor bu fabrikada
) Ve günlerce haftalarca aylarca yapılan hazırlıklar otuz beş dakikalık bir seremoni içinde sonuçlanıyor.
Nikah ardından düğün var tabi. Her merasim için değişiklik arzetsede her merasim için geçerli olan süreçler var. Mesela düğün öncesi evlenecek çiftlerin çocukluk resimleri ile başlayıp evlenme aşamasına gelene kadar ki süreç sunuluyor davetlilere. İlginç olan ise bu fotoğraflar içerisinde flört döneminde anne ve babalardan köşe bucak saklanananların da yer alması
Sunum ardından çiftlerin dansı ile başlayan gece geç saatlere kadar eğlence ile devam ediyor.
Bana göre komik gelen bir şey de çiftlerin arkadaşları için hazırlanan masanın genelde mekanın en uzak ve en kuytu yerinde olması
Tamam protokolde yer istemiyorum. Fakat insan arkadaşının bu güzel gününde yakınında olmak istiyor. Burdan yetkililere ( düğün sahiplerine) sesleniyorum (sanki dikkate alacaklarmış gibi…). Çiftlerden çok uzak olmayan ve onları görebileceğim masada oturmak istiyorum
İşin şakası bir yana, evlenen her arkadaşımın mutluluğu ile mutlu oluyorum ve evlenen arkadaşlarıma bir ömür mutluluk diliyorum. Lakin kendim için de üzülüyorum çünkü yaşlandığımın yine farkına varıyorum. Bundan sonra evlilik merasimlerinin yanı sıra doğacak çocukların sünnet düğünlerine ve daha sonra da bu çocukların düğün merasimlerine tanıklık edeceğiz, Allah ömür verir ise. Şu an uzak gibi görünse de aslında o kadar da uzak değil.
KPSS Sınavının Ömrümden Götürdüğü Bir Yıla Dair :=)
Temmuz 9, 2008 by admin
Filed under Hayata Dair, Müzik, Tüm Yazılar
Başlığa bakıp da ne demek istiyor bu diyebilirsiniz, ama yazdıklarımı okuyunca eminim siz de hak vereceksiniz. İlk defa katıldığım KPSS sınavının mecburi olan ilk oturumuna katılmak üzere akşamdan tüm hazırlıklarımı tamamladım. Olabilecek aksilikleri göz önüne alarak, iki kalem, iki silgi, sınav giriş belgesi ve kimlik olarak da ehliyetimi götürdüm. Saatimi de kurduktan sonra sıcak havaya inat uyumaya çalıştım.
Sabah birşeyler atıştırdıktan sonra hani yine aksilik olabilir diyerek evden erken çıktım. Salona ulaştığımda adaylar yeni yeni içeri alınmaktaydı. Ben de diğer adaylar gibi salonumu bulup yerime oturdum. İki gözetmen bayanın görevli olduğu salonda, eski sınav günlerini yad ettim.
Gözetmen bayanlardan biri sınav giriş kartımı ve ehliyetimi kontrol ettikten sonra soruların dağıtılmasını bekledim. Sınavın başlamasına beş dakika kala her ne hikmetse diğer gözetmenin de kimlikleri kontrol edesi tuttu. İplerin koptuğu nokta da işte tam bu andı. Birden “Beyefendi bu ehliyetteki fotoğraf sonradan yapıştırılmış. Başka bir kimlik varsa onu gösterebilir misiniz? Aksi takdirde sınav salonundan çıkarmak zorunda kalacağım.” sözlerini duymam ile gözlerimin kararması bir oldu. Ben “Hanımefendi, o ehliyet benim 8 yıllık ehliyetim ve şimdiye kadar hiç problem olmadı” açıklamalarım maalesef yetersiz kaldı ve yarım saat içerisinde başka bir kimlik ile gelir isem sınava girebileceğimi aksi takdirde sınava giremeyeceğimi söyledi. Herkesin gözlerini dikerek bana suçlu gibi bakmaya başlaması da işin çabası. Ben bir yandan olayın şokunu atlatmaya çalışırken bir yandan da otobüsle yarım saat içerisinde Evka-4 e nasıl çıkıp ineceğimi düşünmeye başladım. İlk şoku atlatır atlatmaz aklıma taksi geldi. Hemen bir taksi çevirip 30 dakika içerisinde beni tekrar sınava yetiştirip yetiştiremeyeceğini öğrenmeye çalıştım. Lakin taksi şoförü uyuşuğun teki çıkmaz mı? Normal bir zamanda yolları yarış pisti gibi kullanan taksici esnafına inat bizimkisi o gün her nedense kurallara uyası tuttu.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen ben sınava 10 dakika gecikmeli olarak girmeyi başardım. Tabi o sıcakta alnımdan ve yüzümden damla damla terler cevap kağıdına damlıyordu. Sonra gözetmen teyzelerden biri su getirdi ve isterseniz bir su için demez mi? Benim öyle bir “Hayır gerekmez!” deyişim vardı ki, bi daha yaklaşmadılar bile. Tüm sınav süresi boyunca ben bir yandan soruları çözmeye çalışıp bir yandan da o gözetmene sınav sonunda neler söyleyeceğimi tasarlayıp durdum. Fakat sınav sonunda küfür etmekle yetindim.
Sonuçta sınav bitti ve benim de ömrümden bir yıl gitti. Değdi mi bilmiyorum. Bunu zaman gösterecek artık. Ama sonuçta bahtsız deve, kutup ayısı ve çöl ilişkisini yakından görme şansım oldu. Vermeyince Mabud, neylesin kel mahmut.
Soner Yalçın ve Yeni Kitabı
Eylül 7, 2007 by admin
Filed under Hayata Dair, Müzik, Tüm Yazılar
Soner Yalçın ile tanışmam “Bay Pipo” kitabıyla başladı. 600 küsur sayfayı 3 günde okutmuştu bana bu kitapla. O kadar ilginç bir üslup ve anlatımı vardı ki hemen ardından “Reis” kitabını okurken bulmuştum kendimi. “Bay Pipo” kitabını Hiram Abbas ismini merkez alarak kaleme almıştı Soner Yalçın. “Reis” kitabında ise yine merkez isim olarak bir dönemi “Susurluk Kamyonu” ile işgal etmiş Abdullah Çatlı’ya yer vermişti. Kitabın bir bölümünde Papa suikastını bile bulabiliyordunuz. İlişkiler yumağı o kadar karmaşıktı ki bazen anlamak için sayfaları bir kaç kez okumanız gerekebiliyordu.
Ve “Efendi” kitabının bende ayrı bir yeri vardır. “Evliyazadeler” ailesinin anlatıldığı bu kitabında yine ilginç ayrıntılara yer veriyor Soner Yalçın. Yine birbirine girmiş ilişkiler yumağında Türkiye’nin gündemini değiştirmiş birçok ünlü simayı görebiliyorsunuz. 1875′lerde başlayan hikaye 1980 lere kadar sürüyor. Ve bu süreç içerisinde Dr. Nazım tutun da Adnan Menderes’e kadar birçok ünlü kişi hakkında daha önce bilmediğiniz ilginç ayrıntılara ulaşabiliyorsunuz. Son olarak geçenlerde bir alışveriş merkezinde dolaşırken vitrinde gördüm “Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı Efendi-2″ kitabını ve tereddüt etmeden aldım. Hemen okumaya başladım. Şu an kitabını yarıladım. Bir önceki kitabı kadar iyi olduğunu söyleyebilirim. Lakin okumadan önce önyargılardan arınılması gerektiği kanaatindeyim.
Kendisi de kitapları kadar ilginç bir insan Soner Yalçın. Her ne kadar yüzünü göstermese de CNN-Türk’te yayınlanan 5N1K programının yapımcılarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Sonra herkesin ilgiyle izlediği Kurtlar Vadisi dizisinin de konsept danışmanlığını yapmıştı. Bu son kitabını iki yıl içerisinde günde 5 saate yakın çalışarak yazdığını okumuştum bir haberde. Benim gibi komplo teorilerini seven biri için Soner Yalçın bulunmaz bir kaynak. Özellikle komplo teorilerinin ve hatıraların anlatıldığı kitapların insanlara olayları yorumlarken geniş bir perspektiften bakabilme olanağı sunduğunu düşünüyorum.
