Nuri Pınar Atölyesi Ebru Sergisi
Ocak 19, 2010 by admin
Filed under Hayata Dair, Tüm Yazılar
Değerli hocam Nuri Pınar önderliğinde İzmir Sanat’da açılacak olan ebru sergimize tüm dostlarımızı bekliyoruz.
Tarih: 02-26 Şubat 2010
Yer: İzmir Sanat Kültür Park 26 Ağustos Kapısı İzmir Not: Kroki İçin Lütfen TıklayınızGezi Notları: İzmir (29.10.2009)
Kasım 4, 2009 by admin
Filed under Hayata Dair, Tüm Yazılar
Ve sonunda beklediğim fırsat geldi. Sekiz aydır aklımda olan fakat bir türlü hayata geçiremediğim İzmir ziyareti için en uygun zaman yakaladım (yada ben öyle sandım). Ankara’daki işlerimi hallettikten sonra soluğu otogarda aldım.Ve sabahın ilk saatleri ile birlikte işte İzmir’deyim. Gözlerim kabaca bir taradı şehri, var mı bir değişiklik diye. Bıraktığım gibi duruyordu işte. Denizin üstündeki nemden kaynaklı o puslu hava yine ordaydı ve en önemlisi burnuma denizin kokusu yayıldı birden bire.
Ah ne kadar da özlemişim bu kokuyu. Eve eşyalarımı atar atmaz soluğu eski dostların yanında aldım hemen. Vakit nakit nede olsa. Gidilecek yer, görülecek eş dost çok ama zaman kısıtlı. Altındağ diye yeni bir yer açılmış Karşıyaka-Bornova çevre yolunun dibinde. Kel bir tepeyi yeniden dizayn etmişler, atalarımızın “Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur” sözünü onaylarcasına. İzmir kuşbakışı ayaklarının altında, manzara güzel, kahvaltı leziz ve en önemlisi dostlarla sohbet keyifli.
Kahvaltı ardından doğru deniz kenarı. Bostanlı sahilde kahve keyfi ve kulakta dalgaların tınısı. Bıraksala sabaha kadar otururum. Keşke zaman biraz daha yavaş aksa, hiç olmazsa ben burada iken. Sırada kemer altı, kızlarağası hanı ve han arkasında Şükrü Bey’in yerinde fincanda pişen orta şekerli dibek kahvesi keyfi. Herşey güzel ama işte gün sonu. Yol yorgunluğu da eklenince uyku bastırıverdi birden. Neyse ki daha iki günüm var burda.![]()
İkinci günü eş dost ziyaretine ayırdım. Ulaşabildiğim herkesle görüşmeye çalıştım. Görüşemediklerim kızmasınlar bana nolur. Hem İzmir’e yeniden gelebilmek adına bahane oldular bana.
Üçüncü ve son günümü hocam Nuri Pınar ve ebrudan arkadaşlarımla geçirmek üzere atölyeye gittim. Tüm gün boyunca gelen eş dost ile görüşme şansını yakaladım. Oldukça keyifli bir günün ardından işte yine otobüsteyim. Geri dönüş her zamanki gibi hazin ama gerekli.
Etkinlik: Çiğköfte Partisi
Ekim 27, 2009 by admin
Filed under Hayata Dair, Tüm Yazılar
Sevgili Mehmet Bıçak arkadaşımızın daveti üzerine dün akşam evine çiğköfte yemeye gittik. Keyifli bir ortam içerisinde nefis bir çiğköfte ziyafeti çektik. Gelemeyen arkadaşlara nispet yapmak değil niyetimiz ama en azından gelemeyenlerin neler kaçırdıklarına dair bir fikirleri olsun istedik. Yazılacak pek de birşey yok. Herşey fotoğraflarda zaten açık ve net şekilde görülmekte. Bu organizasyon için Mehmet’e tekrar teşekkür ediyoruz.
Gezi Notları: Bolu-Yedigöller
Ekim 11, 2009 by admin
Filed under Hayata Dair, Tüm Yazılar
Haftasonu havanın güzel olacağı haberini aldıktan sonra kara kara nasıl bir plan yapsam diye düşünürken, Gencer’in karşı konulmaz teklifini içeren mailini gördüm. Evet teklif cazip, şartlar uygundu. Geriye sadece maile olumlu cevap vermek gerekiyordu ki öyle de oldu. Alışverişi akşam Gencer ile beraber hallettik. Alışveriş sırasında kendimize bir hedef belirledik ve buna göre bu piknikte ihtiyacımız olabilecek hiç bir şeyi unutmayacaktık. Sonuç mu? Limon aldık fakat tartırmayı unuttuğumuz ve marketin de kapanıyor olması nedeniyle bırakmak zorunda kaldık. Her ne kadar limon elzem bir malzeme olmasa da hedefi tutturamamıştık işte.
Sabah Ahmet’in evinin önünde buluştuk. Gidecek arabaları belirledik ve malzemelerimizi yerleştirdik. Neler yoktu ki? Yeni gelinimiz Canan börekler açmış, Özgün ise kek pişirmişti. Herşey tam gözüküyordu ve hep beraberce yola koyulduk. Gencer’in tüm gece özenle seçtiği fakat mp3 çaların bende kalması nedeniyle dinleyemediği parçalar eşliğinde çevre yolundan yolumuza devam ettik. Yeniakçakavak çıkışından Menge’ne döndük. Bu andan itibaren iç anadolunun sarısı yerini karadenizin yeşiline bırakmaya başladı. Mengen’den Zonguldak yoluna saptığımızda ise yamaçlardaki ağaçlar ile yol üstündeki çeşmeler eşlik ettiler bizlere. Yol kenarında durup biraz dinlendik. Ardından Yedigöller sapağından yolumuzu değiştirdik. Artık Yedigöller yolundaydık. Buraya kadarki yolu yaklaşık 1.5 saatte geldik. Yol boyunca Nedim ile Canan’ın bahsettiği bozuk yol ile karşılaşmadık. Tam yol böyle düzgün gidecek derken, bozuk yolda bulduk kendimizi ve yaklaşık 25 km lik bölümü tam tamına 1 saat 45 dk. geçebildik. Ömrümde gördüğüm en uzun 25 kmdi bu. Ve yol boyunca bizim dışımızda üç farklı araç daha gördük bu süre içerisinde. Kendi aramızda yolun neden bu kadar bozuk olabileceğini sorgularken, akla yatkın açıklamanın insanları buradan olabildiğince uzak tutmak olabileceğinde karar kıldık.
Ve sonunda giriş kapısına geldik. Allah’ım inanılmaz bir güzellik, ciğerlerimin oksijenle dolduğunu ve başımın döndüğünü farkettim bir ara. İlk defa babam Zonguldak-Beycuma’da görev yaparken gelmiştik buraya. Hatıralar yavaş yavaş canlandı hafızamda. Ağaçların içinden akan sular ve iskelede balık tutmak için uğraşırken kazağıma takılan olta ucu ile boğuşmam film gibi geçti gözlerimin önünden. Hepsi aynen duruyordu işte. Hem ağaç içinden geçirilmiş borulardan akan suları hem de o iskele. Gerçi yılların yükü ile hırpalanmıştı ama dile kolay 22 yıl geçmişti. Ama hala dimdik ayaktaydı işte.
Hızlıca yedi gölden biri olan derin göl kenarında bir masa ayarladık ve kahvaltılık malzemelerimizi çıkardık. Semaverimizi yaktık, çayımızı demledik. Sonbahar ile birlikte renklerin yavaş yavaş değiştiği o eşsiz manzara ile birlikte güzel bir kahvaltı yaptık. En eğlenceli kahvaltılarımdan biriydi bu. Sabah aç karnına yaptığımız yolculuk ve işkence gibi gelen 1.45 saatlik o kötü yolun etkisiyle kahvaltıyı biraz fazla kaçırmışız. Sanırım hem temiz hava hem de o şen şakrak ortam normal zamandakinden fazla yememize neden oldu
.
Yemek ardından hemen Yedigöller de yürüyüşe çıktık. Sırasıyla diğer gölleri, şelaleyi ve gülen kayaları ziyaret ettik. Önümüzde sürekli olarak bilgisayarlarımızın masa üstlerinde karşılaştığımız resimlere taş çıkaracak güzellikte bir manzara ve insanı alkol almadan sarhoş edecek kadar etkili temiz hava.
Her güzelliğin bir sonu olduğu gibi, bu güzel günün de sonuna geliyorduk. Bu sefer rotamızı geldiğimiz yerin tersine çevirerek Bolu ‘ya doğru yola çıktık. Arkamızda akşam güneşinin altında sarı, turuncu ve yeşilin bir arada gözlerimize sunduğu o muhteşem görüntü ve dillerde ise bu güzelliğin gelecek nesillere de kalabilmesi için yapılan dua ve temenniler kaldı.
Bolu’yu geçerek Kaynaşlı’da bulunan ve oldukça ünlü olduğu söylenen İsmail’in yerine ulaştık akşam 18:00 civarında. Yemeklerimizi söyledik ve bu arada günün kritiğini yaptık kendi aramızda yemeği beklerken. Yemek sonrası çaylarımızdan son yudumlarımızı alırken saatler 21.30 u gösteriyordu ve artık Ankara’ya doğru yola çıkma zamanı gelmişti. Yine arabalara doluşarak hızlıca yola koyulduk. Evlerimize vardığımızda saatler 23.45 i gösteriyordu.
Bolu-Yedigöller hakkında daha fazla bilgi ve fotoğrafa http://www.yedigoller.info adresinden ulaşabilirsiniz. 25 Km lik bozuk yolu göze alabilirseniz ki buna kesinlikle değecektir, mutlaka görülmesi gereken bir yer.
Gezi ile daha fazla fotoğrafı aşağıdaki albümden takip edebilirsiniz.
Gezi Notları: Çankırı-Eldivan
Eylül 20, 2009 by admin
Filed under Hayata Dair, Tüm Yazılar
Evet bugün Ramazan Bayramının ilk günüydü. Her ne kadar çocukluğumda yaşadığım o bayramlardaki heyecanı bulamasam da bayramdı işte. Çocukken her bayram öncesi yaptığımız bayram alışverişini yapmadık. Çünkü artık büyümüştük. Bir bayramlığımız yoktu bu bayram. Ama bu bayram bir başka heyecan vardı benim için. Doğduğum şehre gittim yıllar sonra ilk defa. Ben doğduğum yerin merakını yaşarken, babam öğretmenliğe başladığı ilk görev yerine gitmenin heyecanını yaşıyordu büyük ihtimalle.
Sabah bayram namazının ardından kahvaltımızı yapıp son hazırlıklarımızı tamamladık. Ardından iki farklı yol güzergahından birini seçtik. Ankara-Çubuk-Şabanözü-Eldivan rotasını kullanmaya karar verdik. Yola koyulduğumuzda saat 11:00 ‘i gösteriyordu. Şabanözün’e kadar bildik iç anadolu havası ve sarısı vardı. Her taraf bozkır ve hava da mevsim normallerine göre daha serindi. Şabanözünden sonra birden tepelerin yeşillendiğini fark ettim. Fakat arada topu topu 20 km lik bir yol vardı. Bu kadar kısa sürede bu kadar keskin bir değişim şaşırttı beni doğrusu. Yol boyunca çeşmelerden su akııyordu. Babam bu durumu bildiği için hazırlıklıydı. Evdeki bütün boş damacana ve su şişelerini bagaja koymuştu.
Eldivana girdiğimizde küçük bir şok yaşadım. Çünkü ilçe olarak sandığım bu yerleşim yeri bir köyü andırıyordu. Eğer bugün böyle ise 29 yıl önce nasıldı buralar? Babam hiç değişmemiş olduğunu söyleyince içim burkuldu. 29 yılda hiç mi değişmez? Ama her taraf yem yeşildi, tıpkı hafızamda çocukluğuma dair net olmayan görüntülerde olduğu gibi. Evet biz ayrıldığımızda 4-5 yaşlarındaymışım. O yaşlardaki bir çocuğun hafızasında ne kadar hatıra varsa o kadardı hepsi.
Sonra eski dostları bulduk. Faruk Hoca Eldivan’daki caminin imamı. Babama Eldivan’a ilk geldiğinde yardım eden insan. Aralarında çok büyük bir dostluk kurmuşlar. Beraber yaşadıkları bir kaç anıyı anlattılar hep beraber güldük. Ardından eskilerden konuşulmaya başlandı. Diğer dostlar tek tek soruldu. Kimi bu dünyayı çoktan terk ederken, kimi hala yaşıyordu ve oradaydılar. Geçirilen bir kaç saatten sonra diğer dostları dolaşmaya başladık teker teker. Önce ilk tutulan eve gittik. Doğduğum eve. Annemin sık sık anlattığı ama bana masal gibi gelen anıların geçtiği o eve. Ev sahipleri hala yaşıyorlardı ve bu yaşlı çift benden daha dinç ve sağlıklı gözüküyorlardı. Bu evin ayrıca ilginç bir hikayesi vardı ve babam anlatmaya başladı. Eldivan’a ilk ayak bastığı gün kiralık ev aramaya başlamış babam. Faruk hoca ile karşılaşmışlar ve Faruk hoca ismini sormuş babamın. Mustafa Teke cevabını almış. Demişki bir ev var kiralık. Kimin diye sormuş babam. O da Mustafa Teke’nin demiş. Herkes hem isim hem de soyisim benzerliğine şaşırmışlar. Sonra babam kaldığı süre içerisinde ev sahibine sürekli takılırmış “Mustafa amca sizi mi Şanlıurfa’dan buraya sürdüler yoksa bizi mi Çankırı’dan Şanlıurfaya?” diye.
Eldivan çok şirin bir ilçe. Her evin bir bahçesi ve bahçede bir bostan ile meyve bahçeleri var. Neredeyse herkes bir şeyler yetiştiriyorlar. Dikkatimi çeken bir diğer nokta ise ziyaret ettiğimiz evlerde sobaların kurulu olmasıydı. Ben bunu bayram süresince havaların serin geçmesine bağlasamda daha sonra sobaların yaz boyu kaldırılmadığını öğrendim. Meğer yaz dönemi çok kısa geçermiş. O yüzden de sobaların kaldırılmasına gerek duyulmazmış. Zaten bizi misafir eden ev sahiplerinin giyimleri de her şeyi açıklıyor.
Gün sonunda ziyaret ettiğimiz her evden çantamıza birşeyler konuldu. Bahçelerden elma, armut, domates, patlıcan,ayva vb. ne varsa hediye edildi. Samimiyetleri ile birlikte. Teşekkür edip çıktık yola. Yol üstünde çeşmenin birinde sularımızı doldurduk ve döndük evimize.
Türk Telekom Spor Oyunları
Mayıs 18, 2009 by admin
Filed under Hayata Dair, Tüm Yazılar
Türk Telekomun düzenlediği ve şirketimiz Innova Bilişim Çözümleri’nin de katıldığı spor oyunları sona erdi. Şirketimiz basketbol takımı zorlu geçen 4 maçın 3 ünü kazanarak üçüncülük elde etti ve kupayı almaya hak kazandı.
İlk iki maçını kazananarak gruplardan çıkan ve yarı final oynamaya hak kazanan ekibimiz, yarıfinalde üçüncü maçında güçlü rakibi karşısında ilk ve tek yenilgisini alarak final ümidini maalesef bir sonraki yıla bıraktı. Ekibimiz turnuvanının son karşılaşmasında üçüncülük ünvanı için çıktığı ve kıran kırana geçen Bursa Telekom maçı sonrası ilk kez katıldığı turnuvayı üçüncü olarak tamamlamayı başardı ve üçüncülük kupasını müzezine götürmüş oldu.
Bu turnuvada göstermiş oldukları büyük özveri, emek ve başarılarından ötürü basketbol takımındaki tüm arkadaşları kutluyorum. Gelecek yıl şampiyonluk kupası ile dönmelerini diliyorum.
Nihayet Güneş Yüzünü Gösterdi
Mart 22, 2009 by admin
Filed under Hayata Dair, Tüm Yazılar
Uzunca bir zamanın ardından Ankara’da gökyüzünün o berrak mavisini görebildim nihayet. Ruhumun canlandığını hissettim birden. Yüzüme, kendiliğinden oluşan gülümseme ile sırıtma arasında bir mimik yerleşiverdi. Pencereyi açıp o temiz havayı bir kaç defa içime çektim derin derin. Sonra dünden kalan ekmeği ufalayarak pencerenin kenarına yaydım, ve kuşların gelmesini bekledim sessizce. Önce bir tanesi geldi, onu üç tane takip etti ve aniden sayıları onu buldu. Bana da oturup bu keyifli manzarayı seyretmek düştü.
Kahvaltı ardından kursa gitmek üzere yola koyuldum. Avare avare yürürken yolda sanki daha önce bu yolu hiç kullanmamışım gibi etrafı incelidim dikkatlice. Apartmanlar bugün gözüme daha çekici geldi nedense. Böylece ODTÜ 100. yıl kapısına ulaştım. Kapıyı geçmem ile birlikte artık apartmanların yerini çam ağaçları, tomurcuklanmaya başlamış çiçekler ve kuş sesleri almaya başladı. Hafta sonunun da etkisi olsa gerek trafik yok denecek kadar azdı. Öğrenciler kendilerini dışarıya atmış piknik yapıyorlardı.
Kurs dönüşü aynı yolu sırf bu güzelliğin tadını çıkarmak için uzatarak yürüdüm tekrar. Çarşıda bir mola verip balık çorbası ve hamsi yedikten sonra yürüyüşüme kaldığım yerden devam ettim. Eve geldiğimde saat 17:00 yi çoktan geçmişti. Ama hava kararmamıştı. Günler iyice uzamaya başlamış ve kış yerini bahara bırakmış sanırım. Ama ne olursa olsun “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır” sözünü de unutmamak lazım.
Bağlanmayacaksın – Can Yücel
Şubat 25, 2009 by admin
Filed under Hayata Dair, Tüm Yazılar
Bağlanmayacaksın
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o’nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak…
CAN YÜCEL
Ankara Türk Dünyası Müzik Topluluğu Konseri
Şubat 19, 2009 by admin
Filed under Hayata Dair, Müzik, Tüm Yazılar
Şirketteki bir arkadaşım vasıtasıyla haberdar oldum bu topluluktan. O kadar heyecanlı bir şekilde anlattı ki merakımı celbetti doğrusu. Ardından topluluk tarafından verilecek bir konserin etkinlik haberini iletti sağolsun. Henüz her yeri tam öğrenmemiş biri olarak beraberce gittik konsere. Konser Devlet Resim Heykel Müzesinin konser salonundaydı. Yerimizi aldığımızda salonun büyük bir kısmı dolmuştu. Bu sırada salonu incelemeye koyuldum ben. Altın rengi süslemeler ile tek kelime ile muhteşem bir manzaraydı. Cep telefonun kamerası ile yetenekleri ölçüsünde fotoğrafını çekmeye çalıştım bu manzarının.
Ve konser başladı. Yöresel kıyafetleri içerisinde önce saz sanatçıları, ardından solistler ve son olarak koroyu yönetecek olan şef Savaş DEMİRAL sahnedeki yerini aldı. İlk durak Azerbaycan. Kemança, kopuz, kaval, garmon, kanun, bağlama, tar, ud, lavta, zil, bendir, tef ve davuldan çıkan melodilerin mükemmel uyumu ile salonu dolduran o müthiş armoni, günlük hayatta bilgisayar ortamında hazırlanmış tekdüze melodilerle kirlenmiş olan kulakların pasını alıp götürdü.
Azerbaycan ardından yolumuz İdil-Ural’a düştü, müziğin tınısı başka bir tat bıraktı kulaklarda. Ve sırayı önce Kerkük , sonra Özbekistan, Çuvaşistan, Türkmenistan ve Kırım izledi. Anadolu’ya döndük. Tam bitti diye üzülürken, yolculuğumuza Rumeli ile devam ettik. Ferya BAŞEL’in o inanılmaz sesiyle Tuva’daydık.
Konser ortasında bir sürpriz ile karşılaştık. Ahmet Yesevi Üniversitesi’nden bir grup güzel gösterileri ile eşlik ettiler. İki konuk sanatçı birer şarkı ile katıldılar koroya. Ve bu inanılmaz yolculuk yine bir Anadolu türküsü ile sonlandı. Geride ise kulaklarımda hala devam eden o güzel armoni kaldı.
Bir sonraki konser 19 Mart 2009 tarihinde yine bu salonda gerçekleştirilecek ve üstelik etkinlik ücretsiz olacak. Ankara’da olup da gitmek isteyenlere duyurulur. Ankara Türk Dünyası Müzik Topluluğu ile iletişime aşağıdaki iletişim bilgilerini kullanarak geçebilir, e-posta adresinizi topluluğa bildirerek gerçekleştirilicek olan etkinliklerden haberdar olabilirsiniz.
Ankara Türk Dünyası Müzik Topluluğu
AKM Hipodrom, Ankara
Tel: 0 312 384 11 94
Fax: 0 312 384 11 93
Akademik Bilişim 2009 Ardından
Şubat 15, 2009 by admin
Filed under Hayata Dair, Tüm Yazılar
Bu yıl Akademik Bilişim Konferansı Şanlıurfa Harran Üniversitesi’ndeydi. Etkinliğin memleketimde gerçekleştirilmiş olması benim için ayrıca bir gurur kaynağı oldu. Etkinlik ve etkinliğin gerçekleştiridiği ortamda her şey yerli yerindeydi. Emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunarım. Bu etkinlik Şanlıurfa tanıtımı için oldukça önemli bir fırsattı ve iyi değerlendirildiğini düşünüyorum.
İnsanların akıllarında daha önce de şahit olduğum gibi bir önyargı mevcuttu. Özellikle televizyon ekranlarında Şanlıurfa’yı temsil ettiğini düşünen bir çok kendini bilmez insancık nedeniyle ziyaretçilerde bir negatif düşünce vardı ilk gün. Elimden geldiği kadar daha önceki etkinliklerden tanıştığım insanlara Urfa ile ilgili bildiklerimi aktarmaya çalıştım. Gezilecek, yemek yenilebilecek yerler ile alışveriş yapılabilecek mekanlar hakkında fikir vermeye çalıştım. İnsanları Balıklıgöl ve Urfa kalesi dışında tarihi han ve çarşıları gezebilmeleri için yönlendirmeye çalıştım. İkinci ve üçüncü gün ile birlikte insanlara şehrimizi nasıl bulduklarını sordum. Ve konuştuğum herkesten beklediğim cevapları aldım. “Beklediğimin çok çok üstünde bir şehir.”
Bir başkası “Gelmeden önce aklımda bazı soru işaretleri vardı. Ama şu andan itibaren hiçbiri kalmadı” dediler. Çünkü televizyon ekranlarına hep negatif haberlerde duymaya başlamışlardı güzel şehrimi. Ya dizi setini basıp adam dövmeler, ya töre cinayetleri yada devlet içinde devlet olmaya çalışan topluluklar ile ilgili çıkan haberler yüzünden güzel şehrime farklı gözle bakılıyordu.
Urfa ile ilgili birçok soruya muhatap oldum. Nerde yemek yenir? Nereler gezilir? Sıra gecesi nedir? Mırra nerede içilir nasıl yapılır? Ama insanların en fazla sordukları sorulardan biri hem bayanlar hem de erkekler tarafından kullanılan eflatun renkli tülbentlerin herhangi bir anlam ifade edip etmediği idi. Cevap satıcılardan birinden geldi: “Abi bu sene moda renk bu”.
Çok sık gitmemekten ve dokuz yıl şehir dışında yaşamaktan olsa gerek, bazı mekanların isimlerini bile zor hatırlar olmuşum. Daha önce de söz etmiştim. Hem ben şehire hem de şehir bana yabancılaşmıştı sanki. Meydanların isimlerini karıştırır olmuşum. Arkadaşları gezdirirken Arap meydanının ve Beykapısının isimleri bir türlü gelmedi aklıma. Zaten gittiğimiz mekanlarda benimle birlikte olan arkadaşların içinde benim Urfalı olduğuma bile inanmadı bir çok esnaf ve bana da yabancılara gösterdikleri alakayı ve ilgiyi gösterdiler bu gidişimde.
Urfa ile ilgili en büyük gözlemim ise şehir gittikçe güzelleşmiş, ama bununla birlikte maalesef insan kirliliğine maruz kalmış. Ama herşeye rağmen Urfa o manevi, rahatlatıcı havasından bir şey kaybetmemiş. Turizm açısından önü açık bir şehir Urfa ve gidilip görülmesi gereken bir yer. Burdan Urfa’nın yetkililerine sesleniyorum. Lütfen Urfa’mızın doğru kişiler tarafından doğru bir şekilde temsil edilmesi ve tanıtılması için gerekli olan tedbirleri alın. Alın ki güzel şehrim güzellikleri ile yer etsin insanların hatıralarında, anılarında.
